ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ve Biyoloji Bölümü Üzerine

0
478
ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik

Merhaba! Benim adım Zeynep Ilgın Kılıç ve ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik ikinci sınıf lisans öğrencisiyim. Bugün çok sevdiğim bölümüm üzerine biraz konuşacağım ve kafanızda beliren belli sorulara çözüm arayıp, umuyorum ki endişelerinizin birçoğunu ortadan kaldıracağım.

Bazılarınız belki de sınav sonuçlarınızı yeni aldınız, bu bölümü yazmak istiyorsunuz, belki bazılarınız daha liseden bu işe merak saldınız. Ben de daha şundan birkaç yıl önce, 2017 yılında LYS ve YGS (zamanımızın AYT ve TYT’sine) girmiş biri olarak öncelikle sizi çok iyi anladığımı söylemek istiyorum.

Belki kafanız tonla endişeyle dolu. İş sahibi olabilecek misiniz? Bu işten para kazanabilecek misiniz? Bilim yapabilecek kadar zeki misiniz? Türkiye’de temel bilimler okunur mu? Bu sorularla boğuşup duruyorsunuz.

Lisede en sevdiğiniz ders biyolojiydi belki de, belki de hep popüler bilim dergilerinde biyoloji kısımlarıyla ilgilendiniz, ya da belki de biyolojiye ilginiz daha ortaya çıkmadı; öylesine araştırıyorsunuz.

Umuyorum ki bu yazımdan sonra kendiniz de benim keşfettiğim gibi biyolojiye karşı büyük bir heyecan duyacaksınız ve tamamen korkusuzca biyolojiyi ya da moleküler biyoloji ve genetiği tercih listenize yazacaksınız.

Biyoloji hakkında ilgim nasıl doğdu?

Öncelikle size biraz kendi deneyimimden bahsetmek istiyorum. Ben biyolojiye olan derin sevgimi onuncu sınıfın yazında keşfettim. Eskiden en kolay anladığım konular aslında hep biyoloji temelli konulardı, çocukken de hep biyolojik şeyleri merak eder dururdum ama yine de net bir ilgim olduğunu fark etmemiştim. Hobi gibi bir şeydi benim için. Onuncu sınıfın yazında ailem beni bir uzay kampına yolladı, o dönemlerde de geçin biyolojiyi, bilim yapmaya bile bir ilgim yoktu. Orada bilimin okul dışındaki halini keşfettim. Araştırmacı ve heyecan vericiydi, insanların neler yapabileceğini fark etmek beni sonsuz şaşırtmıştı. O günlerden birinde bizi bir bitki odasına soktular, orada moleküler biyologların ve biyologların uzayda bitki büyütebilmek üzerine deneyler yaptıklarını öğrenmiştim ve bu düşünce beni çok etkilemişti. Uzayda canlı yetiştirmek de neydi? Canlıları istediğimiz yönde evrimleştirebilir ve Dünya dışı yerlerde büyütebilir miydik? Peki limit neresiydi, bitkilerle mi sınırlıydı yoksa bakterilerden bize de bunu yapabilir miydik? Bir anda biyoloji sevdam neredeyse ateşlenmişti. O zamandan beri bilime ilgim arttı. Kimyada da, fizikte de çok iyi değildim ama biyolojiyi okurken çok keyif alıyordum. Kendime “Ben ilerde bunu yapabilirim.” dedim.

Biyoloji nasıl bir bilim? Ezber mi, mantık mı?

Lisedeki biyoloji derslerimi hatırlıyorum, dokuları ezberlemek ve canlıları öğrenmek çok hoşuma gidiyordu ama asla “Neden?” sorusunu sormuyorduk. Ne zaman sorsak da bu kadarını bilmemiz bizim için yeterli deniyordu, bu lafın ne kadar kısıtlayıcı olduğunu ve anladığımızı sandığımız biyoloji dersini ne kadar yanlış gösterdiğini sonradan fark edecektim. Herkes biyolojiyi ezber olarak görüyordu, hatta neden TM alanında olmadığı konuşulup duruyordu. Peki, biyoloji gerçekten böyle mi ders miydi, saatlerce ezber mi yapmam gerekiyordu, sadece olan biteni bilmek miydi?

Sonra sınav sonucum geldi, tıp okuyabilirdim, mühendislik yazabilirdim, mimarlık yazabilirdim. Ben yine de tutturdum, “Ben genetik okuyacağım,” diye. Herkes yalvarıyordu bana yazmamam için, tıp oku diyorlardı. Biri bana böyle genetik okuyup ne olacağımı; ikinci seviyeden insan mı olacağımı bile sormuştu.

Ben de belli üniversitelerin tanıtımlarına gittim, sağdan soldan her sese kulağımı kapattım. Tabii ki bu yerlerden biri de canım okulum ODTÜ idi. Şimdi gelin sizle hem bu tanıtımlarda öğrendiklerimden, hem de kendi deneyimlerimden yola çıkarak bir yol haritası çizelim.

Biyoloji mi yoksa moleküler biyoloji ve genetik mi?

Öncelikle biyolojiyi ve moleküler biyoloji ve genetiği tanımlayarak başlamalıyız. Biyoloji, üç temel bilimden bir tanesi ve kendisi yaşam bilimi olarak da geçiyor. Canlıların yapısını, işlevini, ilişkilerini, evrimini, yani aslında aklınıza gelebilecek her şekilde canlıyı enine boyuna inceliyor. İçerisinde tutun ekolojiden taksonomiye, fizyolojiden hücre biyolojisine bir sürü alan bulunduruyor. Aslında düşününce o kadar büyüleyici ki biyolojiyi nerelerde bulabileceğiniz; bir ağaç dalında, gökyüzünü kaldırdığınızda göreceğiniz bir güvercinde, kolunuzdaki hücrelerin de içinde… Biyolojiyi öğrenmek size kendinizi anlatır, nasıl var olduğunuzu, çevrenizi nasıl algıladığınızı, oraya nasıl geldiğinizi, atalarınızı, düşmanlarınızı, sevdiğiniz şeylerin neden öyle olduğunu…

Peki, moleküler biyoloji ne o zaman? Aslında, hem moleküler biyoloji, hem de genetik, ikisi de biyolojinin çalışma alanları. Ancak, son 20 yılda o kadar gelişti ki, kendisi Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede ayrı bir lisans dalı olarak sunuluyor. Moleküler biyoloji, biyolojiyi olabilecek en mikro seviyeden işliyor. Hücrenin de içerisindeki çekirdekten. Moleküler biyoloji, DNA, RNA ve proteinlerle ilgileniyor. Tranksripsiyon (DNA’dan RNA sentezi) ve translasyon (RNA’dan protein sentezi) özellikle başlıca ilgi alanlarından. Biyolojide sorulan her bir soru bu işlemler üzerinden düşünülebilir çünkü aslında hayata dair her şey proteinlerimiz sayesinde gerçekleşiyor. Göz renginizden tutun hormonlarınıza, hücre içi sinyallerden kansere her şey proteinlerin işlevi sayesinde olur ve bu yüzden protein sentezini anlamak, bu basamakları iyi bilmek, proteinleri kodlayan DNA’yı iyi anlamak birçok alanda yardımcı olabilir. İşte biz de moleküler biyolojide aynen böyle düşünüyoruz. DNA’yı manipüle edebilir miyiz, protein seviyelerini değiştirebilir miyiz, nasıl yaparız, bu süreçte basamaklar neler, moleküler biyolojinin sık sık sorduğu sorular. Genetik de bir organizmanın genlerinin ve kalıtımının incelendiği biyoloji alanıdır.

Kimler moleküler biyoloji ve genetik okuyabilir?

Buradaki en baskın soru belki de, “Eee, o zaman ben hangi alana yönelmeliyim?” olabilir.

Benim tavsiyem burada daha çok hangi alanların ilginizi çektiğinizi bulmanızdır. Mesela, ben hiçbir zaman hayvanlar üzerine, ekoloji ve popülasyon konularına ilgi duymamıştım. Ancak, hücreler ve transkripsiyon konularını lisede çok merak ederek okumuştum. Eğer bitkileri, hayvanları çok seviyor veya biyolojinin her alanı hakkında bilgiler topladıktan sonra bir alana yönelmek istiyorsanız bence biyoloji bölümü sizin için gayet uygun. Eğer bunlara ilginiz yoksa, benim gibi birçok hayvan ve böcükten korkuyor, “Ben hücre alanlarında çalışmak istiyorum.” diyorsanız, moleküler biyoloji ve genetik bölümü sizi çok mutlu edecektir. Ayrıca şunu da söylemekte bir yarar var, Moleküler biyoloji ve genetik bölümüne geldiğiniz andan itibaren aslında yavaş yavaş bir alan belirlemiş oluyorsunuz kendinize.

Şuraya da komik bir bilgi bırakayım, her ne kadar biyoloji ve moleküler biyoloji ve genetik bölümlerinin farklarına değinmiş olsam da, aslında Türkiye’de birçok okulda moleküler biyoloji ve genetik programı biyoloji bölümlerine yüksek puanlı öğrencilerin çekilememesi üzerine program azıcık değiştirilerek açılmış bir bölümdür.

Burada değinmek istediğim bir başka nokta ise, herhangi bir biyolojik bilimler bölümünde başarılı olup olamayacağınızı belirleyen hususun bir tek sizin bu alanlara ilgi duyup duymadığınız olmadığıdır. Lisede birçoğumuz biyolojiyi ezber bir ders sanarak okuyoruz. Saatlerce isim hatırlıyor, aslında asıl soruları sormuyoruz. Biyoloji ve moleküler biyoloji ve genetik bölümleri, acayip analitik düşünce gerektiren alanlar. Birbirinden farklı konuları birbirine bağlamanız, detaylı düşünmeniz, iyi gözlem ve analiz yapmanız gerekiyor. Buna bir örnek fizyolojiden verilebilir. Kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, hormonlar, bağışıklık sistemi… Bunların hepsini her hafta ayrı ayrı görebilirsiniz ancak günün sonunda bir hastalık üzerine çalışıyorsanız, sistemi bir bütün olarak düşünmelisiniz. Hepsi birbirini kompleks yollarla etkileyen, karışık bir ağ gibi aslında. Ayrıca, lablarda araştırmalar yaparken sorunları tespit etmeli, yaratıcı çözümler bulmalı, bunları iyi araştırmalısınız. Yani aslında bilim insanı olmak için önce bilimsel düşünceyi öğrenmelisiniz. Endişelenmeyin, ben okula ilk geldiğimde bu bölüme yeterli olabileğimden hiç emin değildim ancak iyi okullar size bunun eğitimini de veriyorlar. Sizin istekli olmanız, araştırmayı ve çalışmayı sevmeniz, bilim yapmak istemeniz ve bu uğurda yorulmayı göze alabiliyor olmanız, sizi bu bölüm için çok iyi adaylar yapıyor. Hepiniz her şey için yeterlisiniz; öğrenmeyi öğrenmek, bilimsel düşünmeyi öğrenmek anne karnından edindiğimiz bilgiler değil. Kendimizi zamanla geliştirdiğimiz şeyler.

Öğrenmeyi öğrenmek

Bu aslında, sadece biyolojik bilimler için değil, her bölüm için geçerli olan bir konu; ancak çoğumuz bunun öneminin farkına varmıyoruz. Konular yetişsin, dersler yüksek gelsin diye sınav önceleri sabahlıyor, belki de ezber yaparak aldığımız notlara seviniyor, yine de bir ay sonra kendimizi konuya tamamen alakasız hissediyoruz. Öğrenmeyi öğrenmek bu alanda çok önemli, çünkü lisans eğitiminizin dışında da bir bilim insanı olduğunuzda notlarınızın hiçbir önemi olmadığı bir noktaya geleceksiniz. Günün birinde labta çalışırken bir konu hakkında emin olmadığınızda kimse sizi quiz yapmayacak, siz bir kitabı açıp okuyacaksınız. O zaman öylesine ezber yapmak, yüksek almak için çalışmak bizim için doğru bir sistem olmamalı. Kendiniz için, öğrenmek için, yararlı bir bilim insanı olmak için çalışmalısınız. Masaya oturduğunuzda aklınıza sınavdan sadece kaç alacağınız gelmemeli, öğrendiğiniz şeyler hakkında düşünmeli, okurken diğer okuduklarınızla ilişki kurmayı denemeli, “Peki ya bu olmasaydı, bu fazla olsaydı?” gibisinden sorularla iyice pekiştirmelisiniz. Mesela, hücreler arası iletişimi öğrendiğinizde oraya yerleşmiş bir kanser hücresinin diğer hücreler tarafından farklı algılanıp algılanmayacağını ve sonuçta belli savunma sistemlerini aktive edip etmeyeceğini düşünebilirsiniz. Bu farklı bilgileri harmanlamaktır. Öğrenmelisiniz. Elbette ki bilmeniz gereken konular olacak ama siz bunları birbiriyle ilişkilendirmiyor, gördüğünüz sıkıntılarla iliştirmeye çalışmıyor, bilgiyi analiz etmiyorsanız, dilediğini kadar yüksek alın zorlanabilirsiniz.

Bilimi sevin, okumayı sevin, araştırmayı, keşfetmeyi. Bunları öğrenmenizde size yardımcı olacak eğitim kurumlarına gidin. Sizi zorlayan, düşünce kalıbınızın dışına çıkmaya zorlayan insanlarla beraber olun, hocalardan ders dinleyin. Kendinize inanın, araştırma metodlarını okuyun, beynin nasıl öğrendiğini ve bunu nasıl geliştirebileceğinizi araştırın. Bilim insanı olmak için bu bölüme gelmek isteyin, birinci olmak için değil.

ODTÜ’de lisans eğitimi

Az önce bahsettik, size bilimsel düşünceyi öğretecek kurumlardan ve sizi zorlayacak hocalardan. Bunların hepsini bulabileceğiniz eğitim yuvalarından biri de Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Size birazcık şimdi kendi deneyimlerimden yola çıkarak lisans eğitimimiz hakkında bahsetmek istiyorum.

ODTÜ’de lisans eğitiminin en güzel yanlarından ikisi derslerin interaktif olması ve hoca-öğrenci ilişkisi diyebiliriz. Lisans eğitiminizin sırf ilk yılında kendinizi hocaların her konuda size “Neden? Siz ne yapardınız? Ne önerirsiniz? Bunu nasıl test ederiz?” gibisinden sorduğu sorularına maruz kalacaksınız ve belki de hocanız biriniz ortaya bir fikir atana kadar sınıfın ortasında öylece bekleyecek. Bunun önemi çok büyük çünkü siz konuştukça, doğruyu söylediğinizde yavaş yavaş nasıl düşünmeniz gerektiğini öğrenirken; yanlış bir şey söylediğinizde düşünme mekanizmanızda nelerin karıştığını anlayacak ve kendinizi bu alanda geliştireceksiniz. Sınıfta belki de bir konu hakkında birçok öneri dönecek ve siz de hem bir öğrencinin bakış açısını dinlerken hocanın buna nasıl yaklaştığını ve bu önerileri nasıl analiz ettiğini göreceksiniz. Bazen bir düşünce ortaya atacaksınız ve hoca sizi yönlendirerek sizi doğru cevaba yönlendirecek. Bunların hepsi lisans eğitiminiz ve bilimsel düşünceyi öğrenmeniz için çok değerli şeyler.

İkincil olarak, hoca-öğretmen ilişkisi bizim okulumuzda çok kuvvetli ve bu size birçok alanda artı sağlıyor. Kafanızı karıştıran konular olduğunda hocalarla iletişime geçebiliyorsunuz ve sizi reddetmiyorlar. Ben genel olarak çok endişeli olduğum zamanda bile benim sorunlarımı dinleyen öğretmenlerle karşılaştım ve bu sizin eğitim serüveninizi daha güzel kılıyor. İyi hoca-öğrenci ilişkisiyle konuları daha iyi pekiştirebilir, bir konuyu merak ettiğinizde nereden başlayacağınızı öğrenebilir ve okurken network edinmeye başlayabilirsiniz.

Hocaların yanı sıra, asistanlar da sizi geri çevirmiyorlar. Bir lab raporu yazarken gece ikide yazdığım soruya yarım saat içerisinde cevap aldığımı, onların kapısını çaldığınızda beni reddetmediklerini, kaçırdığım yerleri bana anlattıklarını ben tekrar tekrar deneyimledim. Böyle bir ortamda kendinizi öğrenmek ve keşfetmek için daha rahat hissediyorsunuz.

ODTÜ Biyoloji ve Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri ders programı üzerine

Moleküler Biyoloji ve Genetik Ders Programı

Başta da bahsettiğim gibi, aslında biyoloji ve moleküler biyoloji ve genetik birbirinden bağımsız değiller. MBG biyolojinin bir alt dalı; bu yüzden ders programlarımız da birbirine çok benziyor. Burada, mavi ile gördüğünüz yerler bizim ortak olarak aldığımız havuz dersleri gösterirken (genel cebir, genel kimya, genel fizik, organik kimya, İngilizce…), sarıyla işaretlenmişler bizim ortak olarak aldığımız lisans derslerini belirtiyor. Anlayacağınız üzere derslerimizin çoğu ortak ancak arada farklılıklar da var.

ODTÜ Biyoloji ve Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri arasındaki farklar

Farkı özellikle birinci sınıfta görüyoruz. Programlardan da görüldüğü üzere, MBG öğrencileri eğitimlerine molekül ve hücre biyolojisi ile başlarken, biyoloji öğrencileri genel biyoloji dersiyle başlıyor. Molekül ve hücre biyolojisinde biz iki dönem boyunca spesifik olarak hücre ile ilgilenirken, genel biyolojide biyolojinin çoğu alanından kuşbakışı bilgiler veriliyor. Mesela ben, iki dönem boyunca proteinler, karbohidratlar ve yağları, metabolik olayları, organelleri, hücrelerarası etkileşimleri, transkripsiyon, translasyon, klonlama, kanser ve laboratuvar teknikleri öğrenip hep mikro düzeyde lisans temelimi oturturken biyolojideki arkadaşlarım ekoloji, omurgalılar, bitkiler, canlı sınıflandırmaları ve hücreler hakkında dersler aldılar. Onların topladığı bilgiler her alandan bir parça içerirken biz daha küçük hücresel bir alanda bilgiler topladık. Ayrıca, lablarda da bu farkı deneyimledik. Biz moleküler biyoloji teknikleri öğrenirken (DNA kesmek, yürütmek, proteinleri ayrıştırmak, gen kesmek, bakteri büyütmek), biyolojideki arkadaşlarım metabolizma deneyleri yaptılar. Mesela fareler üzerinde çalışmalar yapıp oksijen konsantrasyonlarını ölçtüler. Bu alanlarda düşününce lisans eğitimindeki farkları biraz daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum.

ODTÜ Biyoloji ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünde akademik kadro ve laboratuvarlar

ODTÜ’nün ayrıcalıklarından biri de çok çeşitli bir akademik kadrosu olması. Hem biyoloji hem de MBG eğitimini sunduğu için her alandan en az bir hoca bulabileceğiniz bir üniversite ODTÜ. Bu sayede, hangi alanda çalışmak isterseniz isteyin, size yol gösterebilecek birilerini bulabileceksiniz. Ayrıca bu hocalar dünyanın çeşitli üniversitelerinde vaktinde çalışmış ya da hala çalışan hocalar olduğu için sizin lisans deneyiminizi de daha iyi kılacak. Bu insanların referansları, sizin ileriki kariyer basamaklarına tırmanmanıza yardım edecek. Her şey mümkün, siz denemek istediğiniz sürece elbette. Ayrıca, her alanda bir hocanın bulunması, biyolojinin birçok alanında laboratuvarların da okulda olması anlamına geliyor. Bu laboratuvarlarda çalışarak siz de ilgi duyduğunuz alanlarda daha kapsamlı çalışmalar yapabilirsiniz.

Lisans okurken araştırma yapmak?

Evet, bu mümkün! Eğer sınavlarda kendinizi kanıtlar, derslere iyi katılır ve hocalarınızla iyi iletişim kurar, istekli olduğunuzu kanıtlarsanız, siz de lisans eğitiminde araştırma laboratuvarlarında olabilirsiniz! Bunu yapabilmek de çok zor değil, kimin laboratuvarına girmek istiyorsanız o hocaya mail atabilir ya da kapısını çalıp bunu rica edebilirsiniz. Onlar da sizi uygun görürlerse laboratuvarlarına alıyorlar. Ben de şu an bir ikinci sınıf öğrencisi olarak bir epigenetik laboratuvarında gönüllü çalışıyorum. Derslerde öğrendiğim her şeyin gerçekte nasıl uygulandığını görüyor, deney sonuçlarının analizlerinin nasıl yapıldığını öğreniyor ve metodları laboratuvarda nasıl uygulayacağımı öğreniyorum. Eğer yeterince iyi olursanız, okul bitirmeden bir çalışmada adınız bile yayımlanabilir. Bunun yanında, kendiniz de proje dersleri alabilir ve bir çalışma çıkarabilirsiniz, ya da “Adım ODTÜ” gibi öğrenci lisans projelerini destekleyen yarışmalara katılabilirsiniz.

Staj nasıl yapılır?

Programda gördüğünüz gibi üçüncü sınıfın yazında bir zorunlu stajımız var. Bu stajı gerek yurtdışında gerekse yurt içinde üniversitelere başvurarak yapabilirsiniz. Staj başvurusu için girmek istediğiniz laboratuvarın hocasına bir mail atarak, kalacağınız süreyi, CV’nizi ve akademik kaydınızı göndererek yapabiliyorsunuz. Ancak bununla kısıtlı kalmak zorunda değilsiniz. Gerek birinci sınıfın yazında gerek ikinci sınıfın yazında da özel ya da üniversite laboratuvarlarına mailler atarak çalışma ortamını deneyimleyebilirsiniz. Ne kadar deneyiminiz olursa sizin için bir sonraki kapı o kadar kolay açılacaktır.

Moleküler Biyoloji ve Genetik için iş olanakları nedir?

Belki de herkesin en çok duymak istediği konuya geldik sonunda. “İşsiz kalacak mıyım?” benim çevreden en çok aldığım soru olabilir. Hayır, iyi çalışan, bölümü hakkıyla bitiren, araştıran ve iyi notlar alan, laboratuvar deneyimi olan herkes iyi bir iş sahibi olabilir. Genelde biyolojik bölüm mezunları daha çok akademiye yönelip üniversitede araştırmacı olarak kariyerlerine devam etseler de, siz bunlarla kısıtlı olmak zorunda değilsiniz. Özel şirketler ve firmalarda, bazı hastanelerde, genetik tanı laboratuvarlarında, biyoteknoloji ve eczacılık firmalarında çalışabilirsiniz. Yurt dışına gitmeyi veya yurt içinde kalmayı tercih edebilirsiniz. Ayrıca siz sormadan ben söylemek istiyorum, biyolojik bilimler okuduğunuz zaman yurt dışına gitme şansınız da oldukça yüksek, ODTÜ de size bu konuda baya yardımcı olacak bir üniversite. Birçoğu yurt dışında çalışmış hocalardan oluşan akademik kadrosuyla, iyi bir çevre ağı kurabileceksiniz ve bu sayede size referans olan hocalarla birlikte yurt dışındaki üniversitelere daha rahat girebileceksiniz. Birçok ODTÜ mezunu yurt dışındaki çok önemli üniversitelerde çalıştığı için bu okullar ODTÜ ismini biliyor olacak ve bu sizi birçok adayın arasından ön plana çıkaracak. Yine de şunu söylemek de çok önemli, hiçbir okul sizi bir anda iyi bir kariyere taşımaz. Size bu aşamada yardımcı olabilir, işinizi kolaylaştırabilir. Siz düzenli ve istikrarlı çalışmalısınız. Durmadan kendinizi geliştirmelisiniz.

Yandal, çift anadal, başka bölümlerden ders almak?

Diyelim ki biyolojiyi fizikle harmanlamak istiyorsunuz, ya da kimya alanında ek dersler almak, ya da astronomi öğrenmek… Bunların hepsini ODTÜ’de yapacak yeterli kaynağınız var. Yan dal programlarına katılarak birçok bölümden dersler alıp kendinizi geliştirebilirsiniz, çift ana dal (tabii zamanınızı ayarlayabilirsiniz) ile okuldan iki diplomayla mezun olabilirsiniz ya da en basitinden birçok bölümden program dışından dersler alarak kendinizi bir tık daha fazla geliştirebilirsiniz. O da mı yetmedi? Toplulukların eğitimlerine katılabilirsiniz, bu yolla programlama dillerinden tutun robotiğe kadar bir sürü şey öğrenebilirsiniz. Daha da yetmedi derseniz, her bölümden düzenlenen seminerlere gidebilirsiniz.

Bonus: ODTÜ’de sosyal hayat nasıl?

ODTÜ, sosyal hayat yaşamanız için belki de tüm Türkiye’deki en muhteşem yer olabilir! Sayısız öğrenci topluluğuyla, geniş kampüsüyle, ormanı ve gölüyle, içindeki harika insanlarıyla akademi dışında da size çeşitli bir hayat sunacak bir üniversite. Sanat topluluklarına, bilim topluluklarına girebilir, her bölümden seminerlere ve konferanslara katılabilir, spor yapabilirsiniz. Çok bunaldığınızda kafelerde bir çay içebilir, Devrim’de arkadaş grubunuzla oturup keyifle sohbet edebilirsiniz. İyi bir sosyal hayat çok yorulduğunuzda, bitik hissettiğinizde sizi ayağa kaldıracak ve mutlu edecek şeyler. Tadını çıkarın!

Bonus 2: ODTÜ hakkında dürüst gerçekler

Elbette ki her şey bahsettiğim gibi tamamen tozpembe değil. ODTÜ, gerçekten zor bir okul. Bazen ağlayacak, beceremediğinizi düşünecek, belki bazen lanet edeceksiniz ama biz onu öyle seviyoruz işte. Dersler çok yoğun, laboratuvar dersleri çok fazla, gözleriniz çok uykulu ama yine de yapılacak çok da işiniz olacak ama bu da bir noktada böyle kabullenmeniz gereken bir şey. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birine okumak kolay bir şey değil. Yine de özünde düşünürsek, kaç öğrenci ne kadar sevmiyorum bıktım dediyse de nerdeyse hiçbiri de ellerini o koyduklarını taşın altından çekmedi. Bu insana gerçek sevgi böyle bir şey olmalı dedirten bir şey.

Bu sayfayı oylayın!

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız!
Lütfen adınızı yazınız