Dune: Alışılmışın Dışında Bir Bilimkurgu

0
484
Dune Frank Herbert

Dune kuşkusuz edebiyat tarihinin en iyi roman serilerinden biri, ilk kitap da rahatlıkla en iyi romanların içinde sayılabilir. Elbette nesnel bir “en iyi”den söz etmek mümkün değilse de benim için ilk sıralarda. Bunun birçok sebebi var.

“Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanabilecek başka bir kitap yok.” – Arthur C. Clarke

Dune 1

 

 

Öncelikle bilimkurgu ve fantastik ögelerin kitapta göze sokarcasına baskın olmaması çok önemli, kurgunun zaman-mekan psikolojisine başarıyla yedirilmiş. Hiçbir şey bilimkurgu ya da fantastik gibi gelmiyor. Her şey, uçsuz bucaksız çölden daha büyük olmayan dev bir solucan gibi kumlara karışmış. Bir kahramana eşlik ediyor olsak da çok çeşitli kahramanlara sahip olması ve hepsinin oldukça özerk perspektiflerden yansıtılması başka bir artı. Ki bunu başarmak hiç kolay değildir. Benim için en önemli unsursa; tüm bu başarılı kurgunun yanında, entelektüel sorgulamaların yüksek çıtalarda dolaşması.

dune 3

Herbert disiplinlerarası görüşlerini kahramanların diyalog ve monologları ile her bölümün başında sunulan “kutsal metinler”in içine öyle iyi yediriyor ki, kitapta size asıl coşkuyu da bunlar veriyor. En azından benim için öyleydi. Seride aforizma diye nitelendirebileceğimiz yerleri tek kitapta derlesek; elimizde siyaset felsefesi, sosyoloji, fizik, psikoloji vs. türlerini barındıran disiplinlerarası bir kitabımız olurdu. Ve bu hiç de yabana atılacak bir kitap olmazdı. Böylesi muhteşem bir kurguya böylesi zengin düşünsel bir ruh katabilmek…

Ayrıca kuantum fiziğiyle -özellikle Werner Heisenberg’le- ilgilendiği de açık. Bir peygamber (Paul/Muad’Dib) ve dinin doğuşuna tanık olduğumuz kitapta, Herbert bu bilgileri doğunun mistik unsurlarıyla harmanlıyor. Kitapta İslam kültürüyle ve çöl dünyasıyla sıkça karşılaşıyorsunuz. Keza birçok dini öğretiden unsurlar var. Örneğin Paul/Muad’Dib aynı zamanda Kuisatz Haderah’tır, yani “aynı anda birçok yerde olabilen.” Bu ifade “yolu kısaltan” manasına gelen İbranice’deki Kefitzat Haderech’ten uyarlanmış. Burada tasavvuftaki “tayyi zaman-tayyi mekan” unsuruna da rastlıyoruz. Ve böyle birçok şey.

Frank Herbert çok orijinal bir adammış. Sekiz yaşında evin masasına çıkıp “ben yazar olacağım” diye bağırmış ve Dune’u kırk üç yaşında yazmaya başlamış. O zamana kadar yaptığı işler arasında savaş muhabirliği (2. Dünya savaşı), vahşi doğada hayatta kalma eğitmenliği, ekolojistlik, fotoğrafçılık vd. var. Böyle bir hayattan da böyle bir kitap beklenirdi. Keza romanı okurken Herbert’ın yaşam tecrübelerinden edindiklerini rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Kitap yirmiden fazla yayınevi tarafından reddediliyor, küçük bir yayınevinde basılıyor ve yıllar sonra patlıyor. -Edebiyat tarihinde şu senaryo niçin asırlardır değişmiyor anlamış değilim.

dune2

Film uyarlaması

Bir de film mevzusu var, bu yıl vizyona girecek. David Lynch’in 1984’teki film uyarlamasından otuz altı yıl sonra Dune tekrar beyazperdeye aktarılıyor. Yönetmen Denis Villeneuve, kurgu Joe Walker (Arrival, Blade Runner 2049 vd. kurgusunu yaptı), tema müziklerindeyse Hans Zimmer. Daha ne olsun! Oyuncu seçimleri de yerindeymiş gibi görünüyor.

Tek endişem, kitabın yalnızca eylem ve entrikalarının ön plana çıkarılması ve düşünsel altyapısının es geçilmesi ihtimali. Onun dışında umutluyum. Şimdiden iyi seyirler… ve daha önemlisi, iyi okumalar.

“Sanki zamanın dalgaları içinde yüzüyormuş gibiydi; bazen dalganın çukurunda bazen tepesinde… ve dört bir yanında yükselip alçalan diğer dalgalar, yüzeylerinde taşıdıkları şeyi bir ortaya çıkarıp bir gizliyorlardı.”

Bu sayfayı oylayın!

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız!
Lütfen adınızı yazınız